Haberler
Avrupa’da Irkçılık Hortladı

Avrupa’da Türk Algısı Daima Kötüydü.

2023- Avrupa’daki Türk ve Müslüman algısı nereye oturur ve bu algının oluşumunda tarihsel süreç nasıl gelişmiştir?

M. N. Alkan- Türk ve Müslüman algısı son dönemlerde çok kötü. Eskiden daha mı iyiydi? Eskiden Müslüman algısı o kadar önemli değildi. Türk algısı ise her zaman kötüydü Avrupa’da. Niye kötüydü? 1096’daki ilk haçlı seferlerinden başlıyorlar, “1453’te İstanbul’u elimizden aldınız”, “16.- 17. yüzyılda Viyana’ya kadar geldiniz” diyorlar. Bu süreçte yaşananlar Avrupa’da insanların beyinlerine yerleşmiş durumda. Viyana’ya gidin Tuna nehrini geçtikten sonra orada insanları görürsünüz, “şurada biz Türkleri yendik” diye hâlen anlatan. Avrupa’daki Türk algısının böylesine bir tarihsel boyutu var. Ayrıca 1960’lardan sonra Avrupa’ya Türkiye’den göç eden işçi statüsündeki insanların oluşturduğu bir algı var: Bu algı da ilk başta olumlu bir algı değildi. Buradan ilk giden insanlar çok bilinçli değildi. İnsanlarımız, “biz misafir olarak gidiyoruz birkaç sene kalıp döneceğiz” dediler. Fakat öyle olmadı. Geri dönüşler başlamadı tabiî ve olumsuz Türk algısı iyice beyinlere yerleşti. Türk algısıyla ile Müslüman algısı dönem dönem örtüştü. 1970’li yıllardan itibaren oralarda camiler yapıldı, dinî bayramlar kutlandı. Tarihsel süreç içinde Müslüman ve Türk kavramlarının birbirini karşılayacak şekilde kullanıldığını biliyorsak da özellikle işçi göçlerinden sonra bu örtüşme daha da kesinlik kazandı. Oradaki insanlarımızın dinî vecibelerini yerine getirmeleri İslâm’a ilişkin bir kanaat oluşmasına vesile oldu. Fakat o tarihlerde Müslümanlara veya İslâm’a ilişkin bu kadar yoğun bir olumsuz değerlendirme yoktu. Türkler zaten Osmanlı’dan gelen bir şekilde olumsuz olarak değerlendiriliyordu dediğim gibi. Türklerden korkuyordu Avrupalı o zamanlarda. Osmanlı’nın çöküşe geçmesinden sonra bu korku azaldı ve hatta ciddîye alınmamaya başlandı Avrupalı tarafından.

1960-70’li yıllarda sonra Türkiye algısı da çok olumlu değildi. Bu dönemde Türkiye üçüncü dünya ülkesi olarak değerlendiriliyordu. Demokrasinin, insan haklarının olmadığı bir üçüncü dünya ülkesi olarak algılandığını görüyoruz. 1960’lı yıllardaki yapılan bir seçimin ardından Alman basınında şöyle bir haber çıkmıştı: “Türkiye’de seçim oldu yalnız üç kişi öldü”. Yâni zaten ölümler normaldi ama bu sefer az insan ölmüştü. Almanya’daki Türk algısı böyleydi. Bu algı süreç içinde yerleşti Avrupa’da.

Ayrıca şu günlerde yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı yükselmiş gibi görünse de, Avrupa’da genel olarak bir yabancı düşmanlığının, Türk ve İslâm düşmanlığının olduğunu biliyoruz. Yâni bugün ekonomik kriz olmasaydı Avrupa’da İslâmofobi olmazdı demek mümkün değil. Her zaman vardı. İslâmofobinin Avrupa’da bu denli yaygınlaşmasını ben daha ziyade 1990’li yıllardan sonra yaşanan gelişmeler bağlıyorum. Soğuk savaşı sona erdikten başta Amerika olmak üzere Batı dünyası kendisine yeni bir düşman bulmak zorundaydı. Ya yeni bir düşman bulunacaktı ya da NATO’yu kapatacaklardı. Yeni bir düşman bulunmalıydı. Hatta o dönemlerde Hungtinton bir kitap yazdı; Medeniyetler Çatışması isimli. Hungtinton, bu kitabında artık ideolojik savaşların yaşanmayacağını bunun yerine medeniyetler arasında savaşların yaşanacağını dile getirdi. “Kültürler ve dinler çatışacak” dedi. Bu yolu o zamanlardan gösterdi ve plânlı bir strateji olarak bu devreye girdi. Medeniyetler ve dinler arasında bir savaştan bahsedildiğinde hangi din aklımıza geliyor? Hıristiyanların her zaman ötekisi Haçlı Seferlerinden başlamak üzere Müslümanlardı. O yüzden 90’lı yıllardan sonra Avrupa’da Müslümanlardan rahatsızlık duyulmaya başlandı. Avrupa toplumundan bir eksiklik var ayrıca. Avrupa toplumu Müslümanlardan rahtsızlık duyuyor ama onların hakkında fazla bilgisi yok: bilgi edinmeye de çalışmıyor. Sorun da biraz burada. Avrupalının zihnindeki Müslüman algısı çok olumsuz maalesef, yıllar boyunca oluşmuş bir algıya bir de töre cinayetleri, kadın haklarına ilişkin ihlaller eklenince bu algı yerleşmiş bir kanat hâline geldi. Fakat gerçeği araştırmak ve İslâmiyet hakkında bilgilerini test etmek için Avrupalılar hiçbir gayret göstermemektedirler. Yine meselâ Salman Rüşdi hakkında çıkartılan ölüm fetvası Avrupalının zihnindeki bu algının pekişmesine yol açtı. Bu süreçlerde ne yazık ki Müslümanlar hep olumsuz olarak gösterildi. Geçmişteki karikatür krizinde şimdi film krizinde Müslümanların tepkisi ne kadar haklı ise de haklı olsak bile, karşı taraf Müslümanların şiddet dolu olduğunu düşünecek bir şekilde tepkilerin gelişmesi, onların bu algılarını değiştirmek yönünde bir çabaya girmelerine mani oluyor. 1970’li yıllarda İngilizler bir film çekiyor “Brain’ın Hayatı” diye. O film İtalya ve Norveç’te yasaklandı. Filimde Hz. İsa ile ilgili hakaretler vardı. Dolayısıyla ifâde özgürlüğünün arkasında saklanarak hakaret içeren filmleri savunmak mümkün değil. Din çok hassas bir konu ve nihayetinde Avrupalılar da bu konuda yasak getirebiliyorlar.

İslâmofobi özellikle 90’lı yıllardan itibaren yoğunlaşmaya başladı. Çünkü herkes bir karşıt aramaya başladı ve karşıt da kendisini göstermeye başladı: İslâm. Türkiye bu dönemde, “sizi kast etmiyoruz siz ılımlı İslâm’ı temsil ediyorsunuz” diye bir köşeye konuldu. Sonra İslâmî terör kavramı Usame bin Ladin ile birlikte gündemde yer almaya başladı. Kim bunu ortaya çıkardı sorusunu hiç kimse ciddî anlamda sorgulamadı. 1980’lerde ABD Afganistan’da Sovyetlere karşı İslâmî grupları destekledi. Taliban, özellikle bu dönemde oluştu. Yâni kendilerinin ortaya çıkarttığı, desteklediği bir düşmanla mücadele eder hâle geldi Amerika ve Batı. Özellikle 2001’den sonra yâni 11 Eylül olaylarında sonra İslâmofobi had safhaya ulaştı ve özellikle Avrupa’da Müslümanların ve Türklerin hayatı zehir eden bir mahiyet kazandı. Bu düşmanlığı önlemek için de çok fazla bir adım maalesef atılmadı.

Doç. Dr. Mustafa Nail ALKAN 


05.11.2012
www.tandem.org.tr TANDEM
Copyright © 2005
Powered by .NET
Ana Sayfa | Giriş Sayfam Yap | Favorilerime Ekle | e-mail | Site Kuralları | İletişim