Türk-Alman T A N D E M
Dayanışma ve Entegrasyon Derneği


     
TÜRK-ALMAN İŞBİRLİĞİ FORUMU

           
 

Basın Bülteni

Kısa Rapor Türkçe

Kısa Rapor Almanca

Tüm Rapor Almanca

   

 

Sivil Toplum Kuruluşları Vize Konusunu Ele Aldı

15.02.2008 - ANKARA, TOBB Hisarcıklıoğlu: “Vatandaşlarımızın “Ortaklık Hukuku’ndan” kaynaklanan haklarının gereği yerine getirilemiyor. İşadamlarımız mağdur durumdadır. Malları serbestçe AB üyesi ülkelerin piyasalarına girerken, işadamlarımız veya çalışanları, iş amacıyla seyahat edemiyor. Vize almak için, zaman alıcı çok sayıda formaliteyi tamamlaması ve ayrıca da ciddi bir masrafa katlanması gerekiyor.”
TOBB, TİSK, TÜRK-İŞ, TESK, HAK-İŞ, KAMU-SEN, TÜSİAD, MÜSİAD, TÜGİAD, TUSKON, TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ ve İKV’den oluşan 12 sivil toplum kuruluşu TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun başkanlığında TOBB’da bir araya gelerek, AB üyesi ülkeler tarafından Türk vatandaşlarına uygulanmakta olan vize konusunu inceledi. Toplantıya ayrıca TÜBİTAK da katıldı.
İki bölüm halinde gerçekleştirilen toplantının ilk bölümünde, İKV Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof Dr. Haluk Kabaalioğlu, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nda Abatay Şahin Davası Avukatı Dr. Rolf Gutman, Düsseldorf Barosu ve İstanbul Barosu Avukatı, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Murat Uğur Aksoy ve Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Harun Gümrükçü, vize uygulamasını “Türkiye-AT Ortaklık Hukuku” açısından değerlendirdi.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun açış konuşması şöyle:
“Sizleri şahsım ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına saygıyla selamlıyorum. Bugün, ülkemizin önde gelen meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları olarak, vatandaşlarımızın çok önemli bir sorunu olan vize konusu için bir araya geldik.
Ben, davetimize cevap vererek bu toplantıya katıldıkları için, TÜRK-İŞ, TİSK, TESK, HAK-İŞ, KAMU-SEN, TÜSİAD, MÜSİAD, TÜGİAD, TUSKON, TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ, İKV ve TANDEM ile TÜBİTAK Başkanı’na çok teşekkür ediyorum.
Bildiğiniz gibi, AB üyesi ülkelerin vatandaşlarımıza yönelik yürüttüğü vize uygulaması, rahatsız edici bir hal almıştır. Buna rağmen, bugüne kadar, Ortaklık Hukuku’ndaki kazanımlarımız çerçevesinde, sorunun çözümüne dönük kapsayıcı nitelikte somut bir adım atılamamıştır. Bildiğiniz gibi, konuya ilişkin ilk Adalet Divanı kararı, vatandaşlarımızın Avrupa Topluluğu Adalet Divanına müracaatları üzerine, 1987 yılında Meryem Demirel davası ile alınmıştır. Bu olayda, Meryem Demirel evlendikten üç yıl sonra, 17 Mart 1984 tarihinde oğlu ile birlikte Almanya’ya eşinin yanına gider. Demirel’in sadece ziyaret amacıyla sınırlı olarak verilmiş vizesi, 9 Haziran 1984 tarihinde sona erer.
Ancak Meryem Demirel, Türkiye’ye geri dönmez. Bunun üzerine, izinsiz ikamet ettiği gerekçesiyle Demirel’in Alman Makamlarınca sınır dışı edilmesi kararı alınır. Meryem Demirel, anılan kararı dava konusu yapar ve yargı süreci başlar. Sonuçta Adalet Divanı’nın kararı, Meryem Demirel’in aleyhine sonuçlanmıştır. Ancak, bu kararda, önem arz eden Adalet Divanı’nın Türkiye-AT Ortaklık Hukuku’nda kendini yetkili görmesi olmuştur.
Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, benzer davaların sonuncusu olarak, 20 Eylül 2007 tarihinde, vatandaşlarımız Veli Tüm ve Mehmet Darı davasına ilişkin kararını açıkladı. Bu kararla, Türk vatandaşlarına dönük vize uygulaması yeni bir boyut kazanmıştır.
Aramızda, çok değerli hocalarımız ve hukukçularımız varken, elbette ben Adalet Divanı kararlarını irdelemeyeceğim. Ancak, Avrupa Topluluğu Adalet Divanı’nın kararlarında, gelişmelerin vatandaşlarımız lehine seyrettiğinin altını çizmek istiyorum. Kuşkusuz, bugün bu kararların anlamını ve muhtemel sonuçlarını tartışacağız.
Diğer yandan, Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye’ye bir “vize kolaylaştırma anlaşması” ve beraberinde de “geri kabul anlaşması” önerildiği bilinmektedir. Önerilen bu anlaşmalar, Ortaklık Hukuku’ndaki kazanımlarımız açısından nasıl değerlendirilmelidir? Bu anlaşmaların önerilmesi, Ortaklık Hukuku’ndaki kazanımlarımızdan yararlanmada ileri bir adım mıdır; yoksa bu kazanımlarımızı erozyona uğratacak bir girişim midir? Ayrıca, müzakere sürecindeki bir ülke olarak Türkiye, acaba bu anlaşmaları imzalamalı mıdır? Bugün, bu sorulara da cevap bulmaya çalışacağız.
Bir başka husus ise, Türkiye-AB katılım sürecinde konunun ele alınış şeklidir. Vize konusu, Adalet Özgürlük Ve Güvenlik başlıklı 24 üncü fasılda yer almaktadır. Bu fasılda, “geri kabul anlaşması” açılış kriteri olarak konulmuştur.
Görüldüğü gibi, konu birden çok platformda ve fakat birbirine bağlı olarak gündemde tutuluyor. Ancak, her durumda da vatandaşlarımızın “Ortaklık Hukuku’ndan” kaynaklanan haklarının gereği yerine getirilemiyor. İşadamlarımız mağdur durumdadır. Malları serbestçe AB üyesi ülkelerin piyasalarına girerken, işadamlarımız veya çalışanları, iş amacıyla seyahat edemiyor. Vize almak için, zaman alıcı çok sayıda formaliteyi tamamlaması ve ayrıca da ciddi bir masrafa katlanması gerekiyor.
Bütün formaliteler tamamlansa bile vizenin alınıp alınmayacağı şüphelidir. Vizenin zamanında düzenleneceği konusu ise hiç garanti değildir. Nakliye şirketlerimiz ve sürücülerimiz de, haksız vize uygulamasının mağdurları arasındadır. Türk girişimcileri ve onların profesyonel çalışanları için, adeta bir tarife dışı engel söz konusudur.
Diğer taraftan, Türkiye, AB’nin çeşitli programlarına, katkı payı ödeyerek katılım sağlamaktadır. Bu çerçevede de araştırmacılarımızın vize alma konusunda sıkıntılar yaşadığı bilinmektedir. Maalesef bu nedenle programlardan yeterince istifade edilememektedir. Her fırsatta AB ile ilişkiler açısından, sivil toplum diyalogunun önemini vurguluyoruz. Ancak, işçi sendikaları temsilcileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, sanatçılar, medya mensupları, sağlık nedeniyle hizmet satın almaya gitmek isteyenler, vize sorunu ile karşı karşıya kalmaktadırlar.
Hocalarımızın alanına girmemeye gayret ediyorum. Onların yorumları ve değerlendirmelerini dinleyeceğiz. Ama bizim değerlendirmemize göre, vize konusunda, son derece haksız, ortaklık hukukuna aykırı bir uygulama ile karşı karşıyayız. Bugüne kadar vize uygulaması, aralarında Birliğimizin de bulunduğu çeşitli meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarımız ile Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi tarafından gündeme getirilmiştir.
Çeşitli vesilelerle, Türk ve AB mercilerine aktarılmıştır. Ancak, maalesef, vize sorunun çözümü yönünde somut ilerleme sağlanamamıştır. İki bölüm halinde yapılacak toplantımızın ilk bölümünde, hocalarımız, vize uygulamasının “ortaklık hukukumuz” açısından bir değerlendirmesini yapacak. Hocalarımızı tanıyorsunuz. Ama ben bir kez daha isimlerini tekrarlamak istiyorum.
İKV Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof Dr. Haluk Kabaalioğlu, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nda Abatay Sahin Davası Avukatı Dr. Rolf GUTMAN, Düsseldorf Barosu ve İstanbul Barosu Avukatı, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Murat Uğur Aksoy, Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Harun Gümrükçü.
İkinci bölümde ise, birlikte yapabileceklerimizi tartışacağız. Ortak akılla sürekli geliştirilebilir nitelikte ortak bir “Eylem Planı” hazırlamaya çalışacağız. Sonrasında istediğimiz, bu eylem planını, bir an önce uygulamaya geçirmektir. Konuşmamı burada noktalarken toplantıya katıldığınız için hepinize teşekkür ediyorum.”